güzel ne güzel olmuşsun hikayesi
GüzelNe Güzel Olmuşsun. Tek Başına. Kan Döktük Sokaklara. Anlatabilsek. Bir Aletle Bir İnsanın Hikayesi. Söyle Sazım
GüzelNe Güzel Olmuşsun Lyrics: Güzel ne güzel olmuşsun, görülmeyi görülmeyi / Siyah zülfün halkalanmış, örülmeyi örülmeyi / Benim yârim bana küsmüş / Gayri sözü benden
Güzelne güzel olmuşsun Görülmeyi görülmeyi Siyah zülfün tel tel olmuş Örülmeyi örülmeyi Bahçende gülün güllenmiş Şeyda bülbülün dillenmiş Koynunda memen kirlenmiş Emilmeyi emilmeyi Mendili yudum arıttım Gülün dalında kuruttum Adın neyidi unuttum Sorulmayı sorulmayı Seyirttim ardından yettim Eğildim yüzünden öptüm Adın neyidi unuttum Çağırmayı
O Orhan Hakalmaz. Güzel Ne Güzel Olmuşsun. Güzel ne güzel olmuşsun. Görülmeyi görülmeyi. Siyah zülfün halkalanmış aman aman. Örülmeyi örülmeyi. Mendili yudum arıttım. Gülün dalında kuruttum.
ondan sonra sarılıyorum sana öpüyorum: "Güzel güzel uyu bitanem, seni çok sevdiğimi sakın unutma" diyorum, "tamam.." diyorsun, "ben de seni çok seviyorum anne" Uykuya dalıyorsun sonra
Site De Rencontre Homme Femme Gratuit. Evlilik ile ilgili güzel yazılar anlamlı hikayeler Evlilik ile ilgili güzel yazılar Birgün yolda yürürken yerde bir cüzdan buldum içini hiç açmadım. Ne var diye merak bile etmedim. Şeytan bak hele içine diye durtse de direk polise gittim. -Bakarmısınız amir bey, Cüzdan buldum acaba kimin olduğunu öğrenebilir misiniz düşürmüş olmalı dedim. Polis aniden baktı şaşkın şaşkın Ve dedi ki -içine baktın mı? kimin cüzdan? -Hayır bakmadım; dedim. Hayret etti – Allah Allah hiç mi merak etmedin dedi polis. -Hayır benim olmayan şeyi nefesini merak edeyim memurbey üzerime emanet yükü düştü emanetin kime ait olduğunu siz bulabilirsiniz. Emanetin sahibine ulaştırmam lazım. Polis -Oğlum adam sana cüzdanı emanet etmedi ki emanet diyorsun. Adam düşürmüş cüzdanı içinde yüklü bir miktar para ve bir şirkete ait bir adres ve isim var. Bu devirde bu kadar parayı kim kime emanet eder aklını mı yitirdin. -Bu paranın helallik payı çok yüksek içinde trilyonda olsa tenezzül etmem. Neden mi? Allah tarafından o parayı ben buldum ve Allah tarafından adamı bulmam için para bana emanet edildi. Emanete hiyanetlik edersem hırsız. Emaneti yerine teslim edersem gönlüm rahat olur. Hem memur bey biz emanete hiyanetlik etmeyen bir peygamber ümmetiyiz değil mi?.. Polis Allah Allah deyip kafayı sağa sola sallamaya başladı ne güzel ne ince düşünce ha dedi ve gülümsedi kendi kendine. Tamam delikanlı dedi kafasını yukarı kaldırarak. Cüzdan da ki kişiyi arıyorum numarası yaziyor karakola gelsin değil mi dedi. Evet dedim gelsin ve emanetini alsın gönlüm huzura rahata ersin. Adam çok geçmeden geldi. Kim bulmuş deyip amir beye sordu oda parmakla şurada oturarak su içen deli kanlı dedi. Adam yanıma geldi. – Teşekkürler delikanlı senin yaptığını kimse yapmaz dedi. -Estağfurullah efendim benim yaptığımı her Müslüman yapar. Çünkü emanete hiyanetlik malı sahibine teslim etmek islamiyetin en vaz geçilmez kuralıdır. -İsmin nedir delikanlı sormam da bir sakınca yoktur değil mi? -İsmim Furkan efendim. -Furkan evladım al şu 1000 lirayı sana hediyem olsun. -Efendim bana bir iyilik mi yapmak istiyorsunuz, eğer böyle bir şeyse aklınızdan geçen, size bir önerim var. Benim o paraya ihtiyacım yok. Belliki maddi durumunuz iyi o parayı gelin fakir birine verin ihtiyacı olan biri vardır. Adam öneriyi kabul etti ve Furkan’ı çok beğendi hali duruşu giyimi ile tam efendi bir çocuktu. -Bir işin var mı Furkan? -Yok efendim arıyorum. -O halde gel benim iş yerimde çalış. Furkan çok sevindi Allah razı olsun dedi. Ailesi maddi açıdan biraz sıkıntı içindeydi üniversite biteli daha bir ay olmuştu sınavlara hazırlanırken ailesine de bakmak zorundaydı. Cüzdanın sahibine derse çalıştığını Üniv mezunu olduğunu anlattı. Adam da sende benim gençligim var deyip elini Furkan’ın Omzuna koydu. Aradan 1 yıl geçti Furkan adamın verdiği işle ailesine baktı ve onlarda maddi manevi açıdan nefes almıştı. ….. Cüzdanın sahibi Halis bey hep uzaktan izledi Furkan’ı her şeyle denedi bazen azarladı sabrını ölçmek için bazen bir baba gibi davrandı Furkan namaz vakitleri gelince hemen kılar namazını, akşam 30 dakika fazla çalışırdı. – Halis bey geç çıkmasının nedenini sordu. Efendim işten korktu kaytardı namazı bahane etti derler diye. Namazda harcadığım zamanları akşam telafi etmeye çalışıyorum dedi. Adam bir kez daha dersini aldı Furkan’dan , birşey diyemedi gönlün nasıl rahat ederse öyle yap dedi. Zira senin hamurun İslam ile yoğrulmuş. Furkan’a Halis bey bir teklifte bulunacaktı ama kızı ona layık biri değildi vaz geçti. 1 yıldır düşünüyordu bunu. Kızı zengin yetiştiği için eğlence bar hertürlü pislikler mevcuttu. Furkan sınavlarını kazanmış Mühendis olmuştu. Artık işe devam edemeyeceğini bildirmek için Halis beyin yanına geldi ve elini öptü. Halis bey oğlunu kaybediyordu sanki ağlaştılar. Kucaklaştılar. Bir cüzdan dedi Halis bey… -Anlamadım Halis bey ne cüzdanı? -İşte yıllar önce düşürdüğüm bu cüzdan oğlum artık senindir. Hak ettin kazandın içini açmadan bu cüzdanı sakla ne zaman öldüğümü duyarsan o zaman cüzdanı aç. Furkan birşey anlamadı ama Hayır olmaz desede Halis bey al dedi. …… Aradan 3 yıl geçti Furkan maddi sıkıntıları aşmış piyasaya olan borçlarının tümünü ödemiş ve bir ev almıştı. Biraz daha biriktirip araba alacaktı. Lakin vaz geçti araba parasını fakir öğrencilere burs olarak dağıttı. Ev gerekliydi ama araba gerekli değildi… Birgün yolda yürürken bir kızın ağladığını gördü. Kız Furkanı görünce apar topar kaçmaya başladı kaçarken çantasını unuttu çantanız dese de nafile kız bir arabaya atlamış gözden kaybolmuştu ikinci cüzdan olayı hadi ya Furkan bunda da vardır bir hayır. Deyip karakolun yolunu tuttu. Karakoldakiler çantanın içine bakıp sahibini aradılar. Kız , arkadaşları ile birlikte karakola girdi. Arkasından seslenen Furkan’ı da gördü yanındaki kız arkadaşları aaa ne kadar da yakışıklı bir çocuk deyip yanına koştular isminiz ne demeye sarkıntılık etmeye başladılar. Furkan yüzlerine bile tenezzül edip bakmadı. Hanim efendi çantanızı unutmuştunuz seslendim duymadınız. Karakola getirdim dedi kıza… Kız Ulan geri zekalı herif içinde 7000 tl para vardı. Alıp yeseydin ya niye getirdin buraya. Hiç mi merak etmedin de içine bakmadın çantanın deyip kahkaha ile gülmeye başladı kız. . Furkan gayet ciddi bir şekilde Hayır dedi. Hiç içini açmadım ve bakmadım. Emaneti sahibine ulaştırmam lazım diye düşündüm dedi. Kız şaştı kaldı. Bu salak be haha haha diye gülerken Furkanın yüz ifadesine baktı ve irkildi gülmeyi kesti. Çok ciddi bakışı vardı. Cantayı alıp içinden para vermek istesi Furkan almadı. Biz peygamber Efendimiz’in emanete hiyanetlik etmeyin dedigini ruhumuza nakşettik emanette çıkar gözetmeyiz. Paranızı lütfen çantanıza koyun dedi. Diğer kız arkadaşları Furkanın ağzına düşecekler nerdeyse. Telefonunuz var mı diye salyaları aka aka furkana söylüyorlardı. Kız peygamber sözünü emanet sözünü ilk defa duydu sanki irkildi yıllardır babasının annesinin dedikleri geldi aklına ve ağlamaya başladı. Peygamber ve Allah sevgisinden yoksun bir hayatı vardı çünkü. Hep içinde bulunduğu ortam yormustu onu. Ve bayıldı hastaneye kaldırıldı kız. Babası Halis bey duyar duymaz koştu hastaneye Furkanı da hastaneden çıkarken görünce oğlum ne işin var burda dedi. Efendim bir kızı hastaneye bıraktım. Bayılmıştı vs dedi ve hastanenin kapısından çıktı. Baba acele acele çıktı yukarı… Kızım deyip ağlıyordu. Kızının bir şeyi yoktu neyseki, ama çanta olayı çok etkilemişti onu babasına anlattı babası nasıl biri diye kızına sordu kızda anlattı babası hiç tereddüt etmedi ve gülümsedi anlatılanlar karşısında Furkan dedi…. Yine büyük bir ders verdi bize Furkan dedi.. Kim bu baba yıllardır anlattığın Furkan bumu dedi kızı. Evet kızım dedi Furkan oydu seninle tanışması da bir çanta sayesinde oldu. Baba dedi Hülya ben değişmek dinimi öğrenmek istiyorum dedi. Halis bey şok oldu bayılmanın etkisi zannetti ama kızına bakınca ciddi olduğunu anladı. Hülyam dedi ve bağrına bastı kızını öyle bir ağladı ki sevinçle aktı göz yaşları. Hülya vakitlerini kütüphane de geçiriyor dinini araştırıyordu. Değişim başlamış lakin bişey eksikti tesettür. Bol bir kıyafet ve tesettürle babasının karşısına çıktı Hülya. Sokağa öyle çıktı ve yolda yürürken Furkan’a rast geldi. Furkan şok olmuştu. Siz diyebildi. Mini etekli Hülya gitmiş yerine İslam hanım efendisi birisi gelmişti. Hülya hanım lafı uzatmadan Furkan bey benimle evlenir misin dedi. İsmimi nerden biliyorsunuz bune cürret dedi Furkan. Ben Halis beyin kızıyım. Ismim Hülya 5 aydır sizin sözlerinden sonra İslamı araştırdım öğrenmeye çalıştım. Evleniniz yazıyor hadislerde. Evlenen kişi dininin yarısını kurtarır yazıyor. Hazreti hatice peygamber Efendimize talip olduğu gibi bende size talibim. Bunu nefsim için değil Allah şahidimdir dinim için istiyorum. Furkan şaştı kaldı birşey diyemedi utandı kızardı tamam dedi bu akşam istemeye geliyorum sizi Halis beyi tanımasam sizin değiştiğinizi görmesem bunlar asla olmazdı dedi. Sözleriniz beni çok etkiledi zira bu güne kadar evlilik düşünmedim. Aniden söylediniz geçmişe sünger çekmiş yeni bir sayfa açmışsınız bu sayfada bana da yer vermişsiniz aklınızca Allah neyi nasip ederse o olur. Şimdi evinize gidin. Herşeyin bir usulü var bu dediklerinizi İslam ı yeni öğrenmenize var sayıyorum. Çünkü İslamın her kaidesini yapmak istiyorsunuz fazla harama düşmeden islamı yeni öğrenen birinin elinden tutmak gerek değil mi? Evet dedi Hülya ve utandı söyledikleri sözlerden. Eve gitti heyecanlı heyecanlı babasına anlattı herşeyi babasının demek istediği şeyi kızı kendi ağzıyla söylemişti Furkana yıllarca babasının anlata anlata bitiremedigi Furkana bu kadar yakındı. Eski arkadaş çevresi Hülya’yı delirdi diyerek terk etmişlerdi. Tesettürle görünce alay ettiler. Sofu olmuşsun hacı teyze yaşlı kadınlara dönmüşsun dediler. Hülya aldırış etmemişti. Nihayet Furkan gelip Hülya’yı istediler. Evlilik akdi dini bir şekilde gerçekleşti. Mutluluğa bir adım atıldı…. …Aradan iki yıl geçti. Bir çocukları olmuştu. Hülya ve Furkan’ın adını Esra Nur koydular. Babası vaktini torunuyla geçiriyor onunla geçirdiği vakitlere doymuyordu. Küçük esra dedesinin şaklabanlıklarına gülüyor. Her akşam eve gelirken eşine bir adet kırmızı gül alıyor Furkan ve Gülün içine bir âyet ve bir hadis yapıştırıyor. Eşine ezberlemesini söylüyor benim eşime benim sözüm değil Allah ve Rasulunun sözü yakışır en güzel sevgi kelimeleri Ayet ve hadisin yanında sönük kalır. Deyip bir buse konduruyor yanağına. Hülya eski hayatını hatırladıkça sürekli göz yaşları içinde tövbe ediyor secde de. Furkan’ı ile mutlu seneler geçiriyor. Her gün bir gül alıyor ve hergün bir âyet ve bir hadis ezberliyor. Eşinin ince düşünceleri onu birkez daha hayran bırakıyor. Aradan biraz zaman geçiyor Halis bey hastalanıp kalp krizi geçiriyor. Hastanede yoğun bakıma alıyorlar. Bu durum herkesi çok üzüyor. – Hülyam hadi bitanem uyu artık hastane bankalarında kaldın hem bak kızımız esra anne deyip ağlıyor kucağımda kaldı. Hem senin hem Esra’nın uyumaya ihtiyacı var. Uyuyun ben sizi haberdar ederim. Tamam dedi Hülya ağlayarak. Kızının karnını doyurup refakatçi odasında uydular. Bir ara Halis bey kendine geldi doktora rica etti Furkanı çağırın dedi. Doktor da Furkanı baban seni istiyor dedi. Gitti yanına. -Halis baba iyi olacaksın canını sıkma Hülya torunun hepsi iyiler. Tamam Furkan dünyadan göç etme vakti geldi çattı oğlum. Kızım ve torunum sana emanet bilirim sen emanete asla hiyanetlik etmesin verdiğim cüzdanı da hala açmamış olduğuna da adım gibi eminim. Sen benim duamsın vesile cüzdan oldu. Kızımı sana vermek istedim başta kızımı sana layık görmediğim için de birsey diyemedim. Ama hep istedim hep dua ettim ben demeden bir birinizi aynı cüzdan olayıyla buldunuz ve gördünüz. Senin sayende kızım değişti bambaşka biri oldu besmelesiz bir iş yapmaz abdestsiz gezmez oldu. Artık sen benim oğlumsun ölürsem beni sen yıka annesini trafikte kaybettiğimiz den beri Hülyam’ın üstüne gitmedim onu incitme torunuma iyi bak… Hıçkırıklar içinde kaldı Halis bey. Baba baba dedim doktor dedim. Son sözü şehadet oldu babamın… Gülüyordu gülümsüyordu ben yıkadım babamı öyle güzel kokuyor du ki ölüsü mest oldum. O kadar zenginlikte haram bulaşmamıştı bedenine belli ki bu koku cennet kokusu gibiydi. Dünya kokularına benzemiyordu. Babamı göz yaşları içinde defnettik. Cüzdanı açtım. Ölünce aç demişti babam, yıllardır yanımda taşıdım lakin hiç açmadım vasiyeti de bir emanetti benim için. Merak ettiğim lakin elimi bile süremedigim cüzdanı açtım aşkla. Başta Besmele yazan bir kağıt vardı. Oğlum Furkan günlerdir rüya görüyorum kızım Hülya ile evleneceksiniz ve çocuğunuz olacak. Bu rüyanın Şeytani değil rahmani olduğunu anladım. Bu cüzdanı ben ölünceye kadar açmaman da rüyamda bana gösterildi. Hazreti Ibrahimin rüyasına benzer bir şey bu. Ben artık öldüm ve elinde bu cüzdan var. Içinde vasiyet namem var tüm servetimi sana bırakmıyorum. Senin huzurun parada değil Hülya da parayı nereye ne kadar vereceğini listeledim artan parayi da fakir fukara ya dağıt. Ve bir tane Adıma KUR’AN kursu yaptır. Fabrikayı da ustabasına hibe et. Yani onu ortak yap. Fabrikadan gelen kendi hisseni de Kuran kursuna bağışla. Senin paraya ihtiyacın olsaydı o cüzdanı çağlardın. Sen en değerli hazineye kavuştun Mühendissin paraya ihtiyacinda yok Ahiret için var gücünle çalış oğlum. Mülk Allah’ındır. Eğer ki ben ölmeden bu cüzdanı açsaydın. Emanete hiyanetlik etmiş olacaktın. Bir kere daha emanete hiyanetlik etmediğin için takdirimi kazandın kızıma torunuma iyi bak ve asla dürüstlükten ayrılma oğlum. Ruhuma bir yasin okumayı da ihmal etmeyin. Allah’ın Selamı üzerine olsun baban Halis. .. Hülya ile okunulan bu mehtupta ne yazarsa Furkan aynısını yaptı Afrika’dan Suriye’ye Mısır’a Arakan’a Filistine Doğu Türkistan a ve türkiyede ki fakir fukaralara herkese yardım etti emaneti yerine getirmek için Hülya’sı ile hizmet için çalıştı. Babası onlara parayı değil davayı miras bırakmıştı. Fakir fukaraya yardım ettikçe yüreklerde ki iman ateşi zirveye çıkıyordu…. Işte değerli okuyucularım ben böyle evlendim. Bir cüzdanla iş buldum bir cüzdanla evlendim bir cüzdanlada islamı dava edindim. Dürüstlük ve emanete sahip çıkmak. Insana paradan daha değerli şeyler kazandırır. Unutmayın hayat dürüstlük ve doğruluk üzerine kurulmuştur. Lütfen daha çok kardeşimizin okumasina vesile olmak için lütfen Arkadaş listenizi Sayfamiza Davet edermisiniz ve bu paylaşımı üye olduğunuz bütün gruplarda paylasirmisiniz kardeslerim şimdiden ALLAH razı olsun.
Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle artan estetik operasyonlar, yerini sağlıklı yaşam metodlarına bırakmaya başladı. O kadar çok yöntem var ki insanlar hangi yöntemi uygulayacağını şaşırıyor. Açıkçası hanımlar olarak biraz sevinçliyiz; çünkü ideal beden düşüncesine farklı yöntemlerle ulaşılması bile bizi bir parça özgür kılıyor. En azından yöntemimizi kendimiz belirleyebiliyor ve her dönemde değişen beslenme politikalarına fazla taviz vermiyoruz. Ancak bu durum estetik operasyonları azaltmıyor; aksine doğal yöntemlerle paralel uygulamalar geliştirilmesi insanları estetik operasyonlara daha çok teşvik ediyor. Doğal ve sağlıklı yöntemler ile teknolojik yöntemler arasında sık sık gidip geldiğimiz bir deyişle, kusursuzluğa olan özlemimiz ile sonsuzluğa olan özlemimiz uluorta kapışıyor. Aslında onlar hep kapışıyor. Sanırım tam da bu yüzden bazı gerçekleri kabul etmek gerekiyor Ne kadar sağlıksız olursa olsun “estetik” olarak tasvir edilen herşey bizde bir şekilde pozitif refleks oluşturduğu için aklımıza ilk olarak güzellik olgusu geliyor ve güzele teşne benliğimizin bazı güzellik tercihleri var. Peki güzel nedir? Nerede bulunur? Varoluşsal bir özellik midir? Yoksa kalıtsal mı? Sonradan kazanılır mı? Manavdan satın alabilir miyiz? Güzellik ayva mıdır? Evet güzellik ayvadır; ancak hormonlu mu hormonsuz mu olduğu konusu tartışmalıdır ve bence hormonlu olduğunda, işin içine insan müdahalesi girdiğinden güzelliği bir parça azalır. Faydası da! Hey faydacı William beni hatırladın mı? Öncelikle belirtmek isterim ki güzel olduğu iddiasıyla reklamı yapılan, müdahaleye uğrayan, değişim geçiren herhangi bir varlık gerçekten güzel olsa bile –ki buradakigerçekliğin dahi zahiri mi batıni mi olduğu tartışmalıdır-güzelliğinden bir parça eksilmiştir. Bu benim yargım, belki de önyargımdır. Ancak bilimsel araştırmalar gösteriyor ki yeryüzünde “altın oran” diye bir şey sahiden vardır. O halde göze hoş gelen şeylerin bu orana yaklaştığı ölçüde güzel olduğu savını ileri sürebilir miyiz? Gönüle hoş gelen şeylerden vazgeçebilir miyiz? İlhan Şeşen’in bir şarkısı var “Aylar geçti, yıllar geçti, benden geçti aşkolsun. Renkler soldu, gün kayboldu, akşam oldu sen yoksun!” Dur İlhan bey nereden çıktın şimdi? Sen ellerinde çiçeklerle kapıda biraz daha bekle. İşimiz var ayol. Hem sen de böyle güzelsin be!Acaba senin sesinde de altın tozu mu var? Ondan mı arada çıkardığın hışırtılar?Altın oran; matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği düşünülen geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. En çok da sanatta ve mimaride kullanılmıştır. İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci’nin bulduğu sayı dizininin en birincil örneğinin insan vücudu olduğu ve hatta Leonardo da Vinci’nin bunu kanıtlayan çalışmasını 1492’de tamamladığı düşünülüyor. Aynı oranın ayçiçekte, insan yüzünde ve Picasso resimlerinde olduğu da anlaşılmış. Piramitler ve Mimar Sinan’ın pek çok eserinin mükemmel görüntüsünün altında da altın oran mucizesinin yattığı defalarca tekraredildi. Görüldüğü üzere altın oran mimaride çok etkili; fakat vazgeçilmez değil. Ernst Neufert; Weimar Devlet İnşaat Yüksekokulu’nda verdiği derslerden derlediği kitabının öndeyişinde; “Ebedi olma öğretisinin temeli, gelişimin hizmetçisinin bitmiş tarifler,kutucuklarda hazırbilgelikler, konservelenmiş bilgelikten ziyade; yapıtaşları elemanlar, köşeler ve bunlarla beraber birleştirmenin, inşa etmenin, şekil vermenin ve nihayet uyum yöntemlerini sunmasına dayanır.” diyor. Hatta Nietzsche’den alıntı yaparak “Ancak kendisini geliştiren benimle ilişkisini sürdürür.” savından hareketle öğrencilerine tinsel tavrı kazandırmayı hedeflemiş. Dolayısıyla yapı tasarımını anlattığı kitabında köşeleri yada kenarları vermeyi taahhüt ederken gerçek bir öğretmen gibi köşeleri ve kenarları birleştirmeyi öğrencisine bırakacağını ifade ediyor. Çünkü o; doğuştan mimar olan kişilerin kendi dünyasında tasavvur etmek isteyeceği onlarca ideal olduğunu, bu kişilerin renkleri, malzemeleri kullanarak çaba harcamaya özlem duyduğunu ve inşa etmenin, kişinin kendisine has bir özelliği olduğunu düşünüyor. Buradan hareketle güzellik duygusunun yaratılıştan geldiğini söyleyebiliriz. ZiraEbedi Olan’ın altın oranı sağlayan bir “Adem” yaratmasından daha doğal ne olabilir ki? Tam burada aklıma bir soru takılıyor Mısır piramitlerinin de Mimar Sinan eserlerinin de altın oranı sağladığı tespit edildiği halde; neden insanlar birini uzaylıların kondurduğunu düşünüp işin içinden sıyrılırken, bir diğerini muhteşem insan zekasına atfederek hiç tereddüt etmiyor? Acaba güzellik yaratılıştan geldiği kadar, yaşayıştan etkileniyor olabilir mi? Altın oranı sağladığı halde ayçekirdeği sevmeyen biri için ayçiçek ne kadar anlamsızsa, Picasso eserleri hakkında bilgi sahibi olmayan biri için de onun eserleri o kadar anlamsız ve Picasso nasıl ünlü olduğu anlaşılmayan abuk bir ressamdan ibaret. Demek ki güzelliğin kendisi ile güzellik algımız arasında ciddi bir fark var. Demek ki güzel olması için altın oranı yakalaması gerektiğini düşündüğümüz her varlık-canlı yahut cansız olsun-güzellik anlayışımızla örtüştüğü ölçüde güzel. Yoksa her bakımdan altın oranı tutturan bir insanın sıfatında gördüğüm iblisi nasıl açıklarım?Her ne kadar insanı hayvandan ayıran temel özelliğinin akletmek olduğu iddia edilse de insanın yaratılıştan gelen tek özelliği düşünmek değil. Güzellik, inanç ve estetik gibi bazı yüksek duygular da doğada insana özgülenmiş durumda. Dolayısıyla güzellik karşısında verdiğimiz tepkiler de kendiliğinden oluşan reflekslerimizle açıklanabilir. Bu yüzden bazen bir çiçek, bazen de gün batımı tarafımızca fotoğraflanıp instagram’da sergileniyor. İşbu fotoğrafın bir sanat eseri olmadığının elbette hepimiz farkındayız; ancak çiçeğin ya da gün batımının kendisinden kaynaklanan ve sanattan da ileri gelen bu güzellik hissiyatından vediğer insanlarda oluşturacağı güzel duygulardan şüphemiz yok Hegel ve Heidegger güzelliği ide ile birleştirmiş. İde kendiliğinden var olan,duyularla değil ruhsal olarak, anımsama yoluyla kavranabilen ya da duyularla yalnızca görüngüleri algılanabilen asıl gerçeklik. İdeyi, dolaylı yoldan güzelliği, hakikatle özdeşleştirmişler. Demek gerçek olduğunca güzel, güzel olduğunca gerçek olduğunda; estetikten bahsedebiliriz. Buna ilişkin üçünden de onlarca güzel alıntı yapabilirim. Fakat o zaman güzel olmaz. Sıkıcı ve teknik olur. Bir solukta hap gibi yutulabilecek şeyler söylemezsem, beğeni alamam. Bu yüzden daha nokta atışı hareketlerle ilerleyerek herkesi tüketen topluma tüketsin diye çığlıklarımın yalnızca en tiz sesini sunmalıyım ki en azından bir süre daha varolabileyim. Ne dersin? Zira sözcüklerim kıskanç bir mahluka maruz kalırsa “bu da kendini bir şey zannediyor be” diyerek gönlümü incitebilir. Peki bu güzel olur mu? Hemen olmaz deme! Yıkımdan beslenen kimseler için gayet de güzel bir sonuç olur. Çünkü güzellikaslında fıtri olduğu kadar ırsidir; ancak yine de bazı güzelliklerin sonradan öğrenildiğini söylemek mümkün. Güzellik her daim bulunduğu çağdan, kitlesel faaliyetlerden, eğitimden ve hatta tercihlerden etkilenir. Hatta bu yüzden zaman zaman gelişirken zaman zaman da körelir. Ancak bizim karanlık tarafla pek de işimiz yok. Gördün mü aydınlığı karanlığa tercih ederek güzelliği nerede arayacağımı sınırladım. Sınırladığımı varsaydım desek daha doğru olur ve güzelliği arayacağım alanı sınırlamam, diğer ihtimallerin güzelliğini yok etmez. Gazali’nin de dediği gibi “İki şey vardır ki onlar için sınır yoktur, biri cemal diğeri ise beyan.”Aa altın oranı tutturan bir yüzde “Lucifer” görmeme sebep teşkil eden şeyi buldum mu acaba? -Geldim İlhan bey, geldim. Çiçekler duruyor mu? "Sitemizde köşe yazarı olarak yazı yazan tüm yazarlarımız yazdıkları yazı ve görüşlerden tamamıyla kendileri sorumludur. Köşe yazarlarının yazılarından dolayı İnternethaber Yayıncılık AŞ. hiçbir şekilde yasal sorumluluk kabul etmemektedir."
MEHMET AYCI Güzel Ne Güzel Olmuşsun TÜRKÜ YAZILARI Özlemek güzelleştirir özleneni… İnsan sevdiğinden ayrılmaya görsün, yaşanmışlıklar, gözbebeklerinde sakladığı sevgilinin her hali, her edası ayrı bir büyülü hal Karacaoğlan’ın. Sazıyla, türkü formunda, bir bitki yerden filizlenip çiçek açar gibi, bir güvercin ansızın havalanır gibi, bir bulut siz farkında olmadan kaynar gibi, yağar gibi bir doğallıkla söylenmiş türkü…Altı dörtlükten oluşuyor Karacaoğlan’ın şiirlerinin derlendiği kitaplarda. Repertuarda dört dörtlük kayıtlı; notaya alınmış. İcra edilen ise üç halk edebiyatında yalnızlığı ve hasreti en güzel anlatan dizelere sahip… Şair kendi adını unuttuğunu söylüyor türküde, kimsenin adını sormamasından dolayı…Türkü şöyle“Güzel ne güzel olmuşsun/Görülmeyi görülmeyi”.. Burada güzelin, genç kız iken olgun kadın güzelliğine erişmesi çağrışımı da saklı özlemenin yanında… “Siyah zülfün tel tel olmuş/Örülmeyi örülmeyi” Hem zülfün “perişanlığına” gönderme, hem de ilk söylediğimizle örtüşen bir şey… Anadolu’da, özellikle Farsaklar ve Güney Türkmenlerinde kızların saçı örülür kadınlardan çok… Dize değişik derleme ve icralarda “siyah zülfün halkalanmış” olarak da geçiyor…“Mendili yudum arıttım/Gülün dalında kuruttum” Sevgilinin bir zamanlar kendisine verdiği mendil koynunda kirlenmiş olmalı ki, adet değil ama tekrar onu görme zamanını umarak mendili yumuş, arıtmış şair… Gülün dalında kurutması hem gül-bülbül çağrışımı, hem de onu gözüm gibi korudum anlamlarını taşıyor. Bir de, aklım hep sendeydi, başka kimseye bakmadım, başka kimse beni sormadı, dolayısıyla adımın çıkacağı, adımın geçeceği bir ortam olmadı anlamı var sonraki iki dizeye aktarılan… “Adım ne idi unuttum/Sorulmayı sorulmayı”.. İnsan kendini ancak bu kadar yalnızlaştırabilir bir sevgi çevresinde… Gariplik bir durum yok çünkü… Derlemelerde “İsmim” olarak da geçiyor…“Çağır Karacaoğlan çağır/Taş düştüğü yerde ağır” Çağırmak fiili sürekli dilde tutmak anlamını da taşıyor, türkü söylemek anlamını taşıdığı kadar… Kendisine doğru gelmesini istemek için seslenmek anlamını da… Şair, kendini o yaşanmışlığın mekânına doğru çağırıyor gibi bir hava var türküde/şiirde… Kendisinin düştüğü, gönlünün düştüğü yer sevdiğinin yanıdır çünkü… “Taş düştüğü yerde ağır” dizesi atasözü haline de gelmiş… “Yiğit sevdiğinden soğur/Sarılmayı sarılmayı”… Kendi şiirinden bir sevgili örüyor şair ve ona sarılıyor önce yahut sevgilisine şiire örerek sarılıyor…Türküyü derli toplu yeniden söyleyelim“Güzel ne güzel olmuşsunGörülmeyi görülmeyiSiyah zülfün tel tel omuşSiyah zülfün halkalanmışÖrülmeyi örülmeyiMendili yudum arıttımGülün dalında kuruttumAdım ne idi unuttumSorulmayı sorulmayıÇağır Karacaoğlan çağırTaş düştüğü yerde ağırYiğit sevdiğinden soğurSarılmayı sarılmayı”Peki, türküyü kimden dinlemeli?Siz ister Neşet Ertaş’tan, ister Gülay’dan, ister Okan Murat Öztürk’ten dinleyim, ben en çok Necla Erol’dan dinleyince sarsılıyorum.
[Arama Yap] - [Ana Sayfa][O] > [Oğuz Aksaç Şarkı Sözleri] > Güzel Ne Güzel Olmuşsun Şarkı Sözü Şarkıcı İsmiŞarkı İsmi Sponsored Links Gönderendeli sevdaEklendi 153400 Şarkı Ekle Hata Düzelt Güzel, Ne Güzel Olmuşsun, Görülmeyi Görülmeyi. Siyah Zülfün Halkalanmış, Örülmeyi Örülmeyi.. Mendilim Yudum, Arıttım, Gülün Dalında Kuruttum. İsmim Ne İdi, Unuttum, Sorulmayı Sorulmayı. Çağır Karac'oğlan, Çağır, Taş Düştüğü Yerde Ağır. Yiğit Sevdiğinden Soğur, Sarılmayı Sarılmayı Şarkı Ekle Hata Düzelt© 2003-2022 Her Hakkı Saklıdır.
güzel ne güzel olmuşsungörülmeyi görülmeyisiyah zülfün halkalanmışörülmeyi örülmeyilyrics karacaoğlanmüzik fikret kızılok"görmeyeli görmeyeli" demek yerine "görülmeyi görülmeyi" denilmiş; demek ki, insanın görüldükçe çirkinleşeceğine inanıyormuş karac'oğlan. en azından görülmeyince güzelleşeceğine inanıyormuş "benim yarim bana küsmüşgayrı sözün benden kesmişzülüflerin göze dökmüşsevilmeyi sevilmeyi"diye bir dörtlüğü wardır ki burdaki "sevilmeyi sevilmeyi" beni çok efkârlandırır, bir garip hislenirim, dertlenirim aynen şu an olduğu gibi, hay aksi... abijim hörmetler diyorum burdan. fikret kizilok`un yorumuyla her dinledigimde icimi sizlatan eser. orhan hakalmaz da destegül adlı albümünde bu türküyü söylemiştir. fikret kizilok bu sarkiyi ilk kez 70lerin baslarinda 45lik olarak piyasaya surmus, sonradan ise 83te zaman zaman albumunde yeniden yorumlamistir "segirttim ardindan yettimegildim yuzunden optumadin bilirdim unuttumcagirmayi cagirmayi"der bir de biryerlerinde. buradan karacaoğlan'ın aklı bir karış havada bir aşık olduğunu, kızın adını unuttuğu için arkasından seslenemediğini, bu yüzden koşup yakalayıp öptüğünü görüyoruz ki, kızın açısından bu daha romantik olmuştur kuşkusuz. icip guzellesmis* guzele soylenen soz... neşet ertaşın da söylemiş olduğu bir türkü titrek bir sesle soyler fikret kizilok bu sarkisini. cok hafif iki gitar yurur sesiyle birlikte... götten sallamanın nadide bir örnei gibi de algılanabilir ama, bana büütn şarkıda asıl koyan yer "siyah zülfün halkalanmış örülmeyi örülmeyi" kısmıdır ki, sebebi de şudur, anadoluda evlenmeden önce kadınların common saç stili örülmüş saçtır, yani böle "artık başkasının olmuşsun" gibi bi anlşam çıkarırım ordan ki, oy oy.. şemsiye ne ki sütun ne ki.... ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
güzel ne güzel olmuşsun hikayesi